17 Aralık 2010 Cuma

Böyle olsun istedim..

     Bir hayalim vardı benim.  Yelkenlerim rüzgarı yakalayacak, ufukta kaybolacaktım ardımda bıraktıklarımın bakışları arasında. Yeni kıyılar keşfedecek, insana yapılamaz geleni yapacaktım. Bir hayalim vardı benim. Yelken iskotası bir elimde, öbürü dümende,  rüzgarın uğultusunu, suyun hışırtısını dinleyerek,  denizin bağrında yol alırken forsum nazlı nazlı salınacaktı yelkenimin tepesinde...
     Pusulam önümde haritalarım yanımda, yoluma yoldaş olanla birlikte bizi bekleyen maceralara kucak açacaktık.. Dragos tepesi dümen suyumuzda kalacak, pruvamız adalara bakacaktı,, adaların da ardına...
  
        Nitekim açılamadım o kadar açığa. Gidemedim Çanakkale'ye.. En fazla Büyük Ada... Ve bir gecemi geçirdim bu teknede, en yakın dostlarımdan M.Ali ile 16 saat kaldık. Bütün gece üşümemek için giydiğimiz can yelekleri ve üstümüze geçirdiğimiz muşambalarla, yastık yaptığımız halatların üstünde yattık gece serinliğinde. Yorgunluktan ve uykusuzluktan bitap düşene kadar konuştuk.. Sonra.. Sonra gün ışımaya başladı.. Çarşaf gibi  dümdüz bir deniz, ve sabah pembeliği arasında, halatlarımızı çözüp açıldık tekrar denize.. Kahvaltımızı yaptık o sessizliğin içinde.. Henüz uyanmakta olan istanbulu seyrederek..
   Ne o imrenilerek seyredilen lüks yatlar ne de okyanusları gezen cruisser gemileri bu tadı veremez insana.. Basit yaşanır denizde. Denizi yaşar insan. Lüksten de rahattan da uzak, imkanlarını kullanmayı öğrenmesi gerekir.. Denizle tanışmaktır bu. Denizi yakından tanımaya başlamak. Yalnızca kıyısndan geçmek, yalnızca üzerinde gezinen bir seyirci olmak değil.. İnsan olmayı hatırlarsın öylece. Ve mutlu olmayı..

8 Aralık 2010 Çarşamba

Bende Kalsın

   Pek çok ilginç tesadüfle karşılaşıyorum. Bazen öyle ki  kendi kafamda kurduğum dünyada yaşıyormuş hissine kapılır gibi olurum. Burda bunlardan bahsetmek isterdim. Onun yerine, bu güzel tesadüfleri kendime saklayacağım ve burda şu sevimli köpek yavrusu ile aramda geçenleri anlatacağım.
   Altınolukta halamların zeytinliğinde mangal yapmış, semaverde çay demlemiştik. Yolun etrafındaki pek çok yavru köpek, bizden bir şeyler kapabilmek için bahçeye dalmış etrafımızda dönüp duruyorlardı. Ara ara kovalıyorduk, ama zaten çok fazla da sokulamıyorlardı.
  Karnımızı doyurduktan sonra çay faslına geçtiğimizde yavrular iyice yaklaşmışlardı. Ben de oturmaktan sıkılmıştım. Bi kaç yavru köpeği kovalamaya başladım. Yavruların biri hariç hepsi üst terasa kaçmıştı. Ama birisi önümde koşmaya devam ediyordu. peşinden kovabildiğim kadar kovdum. Eğlenceli gelmişti bana, önümde yavru bi köpeğin pıtır pıtır koşması..
  Sonunda bahçenin sonuna vardık. etrafı duvarla çevrili, duvarın üstünde de çalılarla ağaç vardı. Üstünden yamaca doğru üst teras devam ediyordu. ( eğimli arazi olduğundan bahçe basamak basamak teraslara ayrılmıştı )..  Köpek ortadaki ağacın yanında duruverdi. Göya benden saklanıyor, ağacın arkasına geçip burnunu uzatıverdi. Durdum ben de. Kafamı uzattım. Beni görünce ağacın öbür tarafına dolandı.. Bu sefer öte taraftan ona baktım gitti ağacın yine öbür tarafına sığındı. . Bir iki kez tekrarlanınca bu durum sonunda ağacın etrafında c-ee  oynamayı bıraktı. Oturup bana melül melül bakarken kuyruk sallamaya başladı.. Bu arada da annesi olduğunu düşündüğüm büyük köpek, duvarın üstünde çalıların arasında benim göremediğim bir yerden bana havlıyordu. Yavru köpekle annesinin arasına girmiştim.
  Baktım bi deri bi kemik yavrucak. ona karşı derin bi şefkat duydum o an. Çömeldim tam karşısında. Kapkara, feri kaçmış gözlerinin içine bakarak yumuşak bir sesle, "korkma benden dur hele bayadır bişiler yememişsin anlaşılan. Biz de yenecek bişi bırakmadık ki. Ama buluruz belki bişiler. gel benimle" dedim.  Yavru köpekle burun buruna kaldığımızda durmadan delice havlayan köpek, anlaşmaya başladığımızı düşünmüş olacak ki havlamayı kesti. Ben de ayağa kalkmıştım o sırada. Köpek de ben kalkınca ayağa kalktı. İlginç bir şekilde ben gerisin geri yürüdükçe köpecik de o çirkin sevimliliği ile peşime takıldı.  Arada durup arkamı döndüğümde olduğu yerde kalakalıyor, adım atmaya başlayınca o da geliyordu.
  Piknik yaptığımız yere yaklaştığımızda halamları gören köpek bi yerden sonra daha yaklaşmadı. masanın yanına gittim. O köftelerden geriye birşey kalmamıştı zaten.  Ama belki başka birşeyler vardır diye bakındım. bir ara şeker vermek geçti aklımdan ama kuzenim Yunus bunun köpeklere zararlı olduğunu söylemişti. Neyseki halam çayın yanında yemek için simit bisküvilerden getirmiş, bir paket sadece ama olsun hiç yoktan iyidir. Bir bisküvi parçasını aldım. Yavrunun yanına gittim. Bisküviyi kırıp ona uzattım. yere bırakmadım bisküviyi, o da parmaklarımın arasından çekip aldı. Bir kaç bisküvi yedikten sonra köpek canlandı. Gözleri ışıldamaya oyunlar oynamaya etrafta yuvarlanmaya başladı.
  Ah seni sevimli kerata ! elbette her canlı gibi senin de karnını doyurmaktan başka sevilmeye de ihtiyacın vardı. sevilmek istiyordu. O yavurcakla ilk gözgöze geldiğimde de hissettiğim gibi sanki benimle konuşmaya can atıyordu. Sanki dilimizi kullanabilse günlerce susmadan konuşacak gibiydi kendisni dinleyecek kendisi ile ilgilenecek birilerini bulabilirse.. Anlaşılan biraz da  kardeşleri arasında hor görülen dışlanan bir yavruydu ki diğer bütün yavrulardan daha cılız daha yavaştı ve çoğunlukla kendi başına dolanıyordu..
     Eğer üzerinde keneler yerleşmiş olmasaydı elbet severdim. Pis de olsa severdim. Değer gördüğünü hissetsin isterdim. Ama bilir misin ey köpecik bir tek sen değilsin... Çok kimse senin gibi yalnız.. İnsan olsa bile..
   Hava kararmaya başlayınca ayrılık vakti gelmişti. Aranda duygusal bir bağ oluştuğunda onu bi rdaha görmemek üzere arkanda bıraktığının bilincinde olmak garip bir duyguydu.. 


          Bir de kuzenim Handanın gözüne kestirdiği başka bir yavru var. Daha bir cingöz, daha bi kendine güvenen ama insanlara karşı biraz yabani.. Yine de sevimli bir köpekti. Onu da besledik o kıt imkanlarda..

1 Aralık 2010 Çarşamba

Deniz Kurdu - iskelet bitti ne yapacağız şimdi ?

    Teknenin iskeleti bitmiş sayılırdı ufak tefek ayrıntılar dışında. Peki şimdi ne olacaktı ? Bir dönüm noktasına daha varmıştım. Dayım söz vermişti elbet, pencereyi söküp tekneyi birlikte indirecektik. Peki ama tekneyi dışarı çıkartsam da nereye götürecektim. Yapmaya başlarken her şeyi göze almış, karartmıştım gözümü.. Ama şimdi  önümde tüm gerçekliği ile çözülmeyi bekleyen bir problem vardı. Yer yoktu ki hiç. Arka arsadaki bize ait boş köşeye çadır kurmayı planlamaya başlamıştım. Yalnız, üzerinde düşündükçe o kadar da basit olmayacağını fark etmiştim. Ne ebatta olacaktı ki. Çalışmaya yer kalmayacaktı doğru düzgün.. Hırsızlığa karşı nasıl önlem alacaktım.. Ehh ! diyelim tekne bitene kadar ben de bi kenarda yatacak yer açtım.. ama nasıl olacaktı.. Of ! nereden bulaşmıştım bu maceraya.. İşte başka seçenek de var mı ?  var tabi.. teknenin kaplama bloklarını monte etmeden hazırlardım üst katta yine.. Her malzemesi hazır olurdu sonra indirirdim.. Kısa sürede hazır parçaları montajlardım..  daaa...
   İşte o kadar kolay değildi. O zamanlar tabi bilmiyordum da o beni bekleyen işlerin nasıl da göründüğünden kat be kat daha ayrıntılı daha yorucu daha vakit isteyen daha çok özen isteyen, daha çok el işçiliği isteyen kısımlar olduğunu.. Nereden bilebilirdim ki ? Hayatımda hiç bir tekne hatta gerçek bir maket bile yapmaıştım ki. Hatta elime elektrikli testere bile almamıştım o zaman kadar.. Bilemezdim...
   O aralar nasıl da içim daralıyordu.. İçinden çıkamıyordum. Umutsuzluk kapımda kol gezmeye başlamış her an içime sızmak için fırsat kollarken bir gün yine karşı daireye teknemin yanına vardım.. Onu bir süre öylece izledim.. Her bir köşesini, her bir parçasını dikkatle süzdüm.. Onu seyrederken nasıl başladığım, bu zaman kadar ne hayaller beslediğim, tekneyi tasarlarken ne kadar uğraştığım,  malzeme alacak parayı denkleştirebilme çabam, arkadaşlarımla nasıl yaz boyu ter döktüğüm canlanıyordu.. Bu arada tüylerim de ürperiyordu. Ensemden vücuduma yayılan elektriği hissediyordum.. Dışarı çıktığımda gökyüzüne bakıp içimi çektim. Bu yola koyulurken de elimde bir şey yoktu. Yalnız rabbime güvenmiş besmelemi çekip işe koyulmuştum. yalnız ona güvenmiştim. Bu tekneyi yapacaktım. Bir şekilde bitirecektim. Ne yapmam gerekiyorsa yapacaktım. Elbet Rabbım bana bir yol gösterirdi..
      Aradan birkaç gün geçti. Babannemler amcamlar bizim eve gelmişlerdi. Arada amcam bana tekneyi sordu nasıl gidiyor diye. Durumdan bahsettim. O sırada babannem bana sevindirici haberi verdi. 20 senedir apartmanın altındaki dükkanda kaportacılık yapan  Cengiz ustalar dükkanı bir iki hafta içinde boşaltacaktı. Dedem bana bırakacağını söyledi dükkanı. Orada teknemi bitirebilecektim. Artık bir atölyem vardı. Çok şükrettim.
     Gecikmeli olarak dükkanı boşalttıkları zaman, dayımı çağırdım. Birlikte arkaya bakan büyük pencereyi söktük. Amcam yukarı terasa çıkıp ip sarkıttı. O ipi teknenin salma kasasına bağladım ( teknenin en dayanıklı kısmı ), başka bir ipi de kıç postaya bağlayıp ipi kendim aldım. 30 kilo adar ağırlıktaki iskeleti sorunsuz bir 5 kat aşağı indirdik. Görülmeye değerdi. Komşular noluyoruz diye pencerelere çıkmış bizi seyrediyordu.. Tabi 4. katın penceresinden garip bir ahşap yapı dışarı sarkıtılmıştı.
   O günden kalan hatıra kırık bir cam oldu karşı dairede..
   Resimleri kurcalarken bazı resimlerin kayıp olduğunu fark ettim. O günden kalan tek fotoğraf da bu..
   O gün yeni atölyeme taşındım. Eşyalarımı indirdim, tezgah kurdum ( eski salon masasının ayağı ). Tekneyi içeri aldım..


   Atölyede tekne üzerinde yaptığım ilk iş bir omurga eklemek oldu. teknenin omurgası yoktu aslında. Ama amcamın dikkat çekmesi ile bir omurganın şart olduğunu ben de fark ettim. Ve postalar arasında tahtadan kestiğim parçaları uygun şekilde yontarak epoksi macunla yapıştırdım.

  İşlem bittiğinde sağlam bir omurgam olmuştu. Gerekli şekilde iskeleti destekledikten sonra üzerinde yürüyebiliyordum.
     Bundan sonra önümde 2 sene vardı, ama benim bundan haberim yoktu. Yaza kadar bitirebileceğime inanarak şevkle çalışmayı sürdürdüm. Bundan sonra sırada dış kaplamalar vardı. Artık kontrplak almak vakti gelmişti. İlk işim gidip suya dayanaklı kontrplak satın alabileceğim bir yer bulmak oldu. Ve amcamın kamyonetini alarak Taner abimle ilk kontrplak plakalarını getirdik. Çok heyecan vericiydi. Kendimi imalatçı gibi hissetmiştim kontrplakları dükkana dizerken..     (H)