2 Eylül 2012 Pazar

Deniz Kurdu - Yelken


     Yelkenim randa tipi yelkendi. Yelkenin rüzgâr etki merkezini diğer yelkenlere göre daha aşağıda tutabilecek bir yelken tipiydi. Ayrıca modern yelkenlerin dışında klasik yelkenlerin de karakteristiğini deneyimlemek istediğimden tarihsel yelkenleri kullanmayı tercih ediyordum. Bundan başka bir de en eski üç köşe yelkenlerden olan latin yelkeni teknemde denemek istiyordum.
     Yelken bezi olarak daha önce bir kaç yerde rastladığım ve pazarcıların da kullandığını fark ettiğim bir çeşit brandayı düşünüyordum. Brandacıya yelken çizimimi götürüp istediğim kumaşı göstererek sipariş verdim. Bir hafta sonra yelkeni aldığımda biraz hayal kırıklığına uğradım. İstediğim kumaş yerine daha kalın başka bir beyaz branda kullanmıştı. Bunu da daha sağlam olacağı gerekçesiyle seçtiğini söyledi. Asıl önemli olanın hafiflik ve düzgün bir yüzey olduğundan haberi yoktu. Yine de yoluma devam etme kararı aldım. Bu şekilde deneyecektim. Daha sonra tekrar istediğim kumaştan diktirirdim.

Çalışırken akşam oldu. Yelkeni serene bağlıyorum. Yelkenin serene düzgünce bağlanması gerekli, ne çok sıkı ne de gevşek olmalı.

Direğin epoksi ve vernik kaplaması yapılırken kürek yapımı için de kontrapilak tabakalar laminasyona hazır bekliyor. Kontraplakların lamine edilmesiyle ortaya çıkan kürek silüeti daha sonra zımpara ile küreğe dönüşecek

Yelkenin direk üzerinde nasıl duracağını görmek istiyorum. Saat ilerlemiş olmasına rağmen halatlarla uğraşmaya devam ediyorum. Çarmıhlar bağlandı. Selviçeler donatılıyor.

Seren ve serene bağlı yelken 

Yelken hissa edilirken... Kardeşimin de yardımıyla kandilisa ve mandar halatlarını lava ediyoruz.

Genç denizci, kardeşim

Rüzgar dolduğunda yelkenin aldığı formu gözlemliyorum

Yalnızca kendimi denizde hayal ediyorum. 

Seren direği


    Bir yelkenliyi kendi başına inşaa edip deneyerek öğrenmek bulunmaz bir fırsat oldu benim için. Farklı tip yelkenleri farklı tip tekne formlarını deneyerek pek çok farklı tekne ve yelken karakterini tanıma ve değerlendirme fırsatı arıyordum.

1 Eylül 2012 Cumartesi

Deniz Kurdu - Yelken Direği

     Teknemi tasarlamaya başladığımdan beri direğin ağaç olmasını istiyordum. Ağaç görünümünü ve ağaç ile uğraşmayı severim. Ancak keresteden direk çıkartmak kolay bir iş değildi. gerçek bir ağaç yelken direklerinde pek çok detay vardır. Bazıları tam bir daire kesit yerine elips kesitlere sahiptir. Iskaçaya bağlanan kısımda kesitler dört köşe olabilir ve ıskaçadan sonra kalın bir kesitle başlayıp cundaya doğru daralmaktadır. Daha  büyük yelkenlilerin ahşap direklerinin içi boştur. Doğru çeşit ağaçtan istenilen şekillerde kesilmiş lataların birbirine yapıştırılması ile içi boş eliptik veya dairesel kesitli direkler elde edilmektedir. Tabi ki bu durumlarda pek çok detay söz konusudur. Direğin ihtiyaç duyacağı et kalınlığı, sahip olacağı ağırlık, kesit alanı vb. özelliklerin doğru hesaplanıp optimum değerlerine karar verilmesi gerekli. Ancak, benim için bu kadar detaylı bir çalışma yapmak söz konusu olamazdı. Profesyonel bir ağaç direk imal etmem veya edinmem mümkün görünmüyordu. Yakın çevremin beklentisi ve önerisi alüminyum direk üzerineydi. Ben ise alüminyum bir direğin tekneme yakışmayacağına inanıyordum. Tercihim ağaç üzerineydi ve en pratik yol ise bir keresteden yontmaktı.

   Direği keresteden yontmayı düşünürken aklımdan geçen başka bir ihtimal de direkle aynı uzunlukta lataları birbirine yapıştırarak istediğim kalınlığa ulaştırmaktı. Elimde 4.5 metre bir keresteyi yuvarlatıp direk haline getirecek ekipman yoktu. Ancak, bu uzunlukta latalar da bulamadım. Uç uca eklemelerle bu uzunluğa ulaşmam gerekliydi. Bu konuda çalışmalarımı sürdürürken bir muhabbet sırasında, mermer ustası olan Ahmet ustanın elektrikli ağaç testeresi olduğunu öğrendim. Bir keresteyi bu testere ile yontabileceğini, zımpara ile de düzgün bir yuvarlaklık verebileceğini söyledi. Testereyi gördüğümde aklıma yatmıştı. Bunun üzerine kerestecilikle uğraşan bir arkadaşıma gidip uygun özellikte kereste baktım. İstediğim boydaki keresteler 6 metre uzunluğunda, 10 cm'ye 20 cm'den başlayan kesitlerdeydi. Bu keresteden ortalama 7 cm çapında bir direk çıkartacaktım. Sonunda keresteyi aldım ve işlemeye başladım.
İlk yapılması gereken bu keresteden 4.5 metre 10x10 cm'lik kare kesitli bir parçayı kesip çıkartmaktı. Ve besmele çekip testereyi elime aldım. Oldukça rahat ilerliyordu. Ancak arada dinlenmem de gerekti.
  Kesilen parçayı tezgahın üzerine getirip yine aynı testere ile köşelerinden yontmaya başladım. İlk başta Ahmet usta testereyi alıp biraz nasıl yapılacağını gösterdi, arkasından kendim devam ettim. Çalışırken her tarafa talaş dağılıyor ben de üstüm başım talaş içinde kalmış vaziyette yoruldukça atölyeden dışarı çıkıyordum. Ağacın o canlı kokusu etrafı dolduruyordu.
  Bu şekilde yontmanın gerçekten dikkat ve hassasiyet isteyen bir iş olduğunu biliyordum. Kimi yerde fazla kaçırmaktan, testereye gerektiği kadar hakim olamamaktan korkuyordum. Korktuğum gibi olmadı. Yaptığım işten keyif alıyordum. 60, 70 cm ilerleyip zımparaya geçiyordum. 
         






sonunda direğin görüntüsü ortaya çıkıyor. Kozasından sıyrılır gibi..



Iskaçaya bağlanacağı kısmı dört köşe olarak kalacak ki yuvasına düzgünce oturup rahatça sabitlenebilsin. Yukarıdaki resimde Ahmet ustadan ödünç aldığım testere görünüyor. 
Direk ortaya çıktıkça acaba fazla uzun mu diye düşünmeden edemiyorum. Araştırmalarım sonucunda olması gereken uzunluğu doğru seçtiğime inanıyorum. buna rağmen boyutlarını gördükçe hayret ediyorum.


Nihayet direğin şekil verme işlemini bitirdikten sonra teknenin üzerinde nasıl duracağını merak ettim ve sırf bunun için tekneyi dışarı çıkartmaya üşenmedim. Direği ıskaçaya yerleştirip işkencelerle sabitledikten sonra fotoğraflarını çektim. Gittikçe daha çok heyecanlanmaya başladım. 

    Dümeni de geçici olarak işkencelerle sabitledikten sonra hayalimde yelkenleri açık şekilde ortaya çıkacak görüntüyü canlandırmaya başladım. Uzunca süre farklı açılardan tekneyi seyrettim. her bir parçasının benim için hatırası vardı. her bir parçasında farklı şeyler keşfetmiştim. 
      Gittikçe tükendiğimi hissediyordum. İki yıldır üzerinde çalışıyordum. Artık bitmesini istiyordum. 2010 baharındaydım. Bu yaz bitmeliydi artık. Odaklanmam gereken derslerim vardı, üstünde çalışacağım yeni fikirlerim olmalıydı. Bir tekne için 3 yıl fazlaydı. üstümde hissettiğim baskı ağırlaşıyordu. Haziran ayında boş günlerimde artık sabah 8'den gece 10'a kadar çalıştığım oluyordu. Çok şey harcamıştım, günlerimi, ve sosyal hayatımdan ve kendime harcayabileceğim maddi imkanlarımdan kısmıştım. Bir öğrenciydim nihayetinde, bu kadar bağlanmak hep içimde bir miktar huzursuzluğa da sebep oluyordu. Bazı akşamlar daralıyordum. Ortaya bir şeyler çıkarmanın verdiği hazzın yan etkileriydi belkide. 
      2010 bahar döneminde 6 dersten birinden kalmıştım. Daha kötü dönemlerim olmuştu öncesinde. Bir dersten kalmak yine iyi sayılırdı. Alışmaya başlamıştım, 2 saat yol gidip derse girmek sonra geri dönmek, kalan zamanlarda tekneyle ilgilenmek kolay değildi elbette. "Neden bu kadar zaman oldu bu tekne hala bitmedi?" gibi sorularla karşılaşıyordum. Öte yandan "okul durumun nasıl. Derslerin ne alemde?" gibi sorularla da...

    Deniz Kurdu bitmeliydi, bu yaz suya inmeliydi.  

   



.