Hangi Atatürk - Atilla İlhan
En son Atilla İlhan'ın Hangi Atatürk isimli kitabını okudum. Daha önce okumadığım için hayıflandığım bir kitap oldu. Bir başka milletin kurucu lideri etrafında bizdeki kadar tartışma dönüyor mudur gerçekten bilmiyorum. Fakat, bu durumun uzun yıllar daha devam etmemesi gerektiğine inanıyor ve artık suların durulması, gerçeklerin anlaşılması gerektiğine inanıyorum. Bu kitap da aslında benzer bir derdin ürünü olarak yazılmış.
Benim bu okuma sonrasındaki esas çıkarımım, ve belki de düzeltmeye muhtaç olan bir önermedir, bazı kavramların düzeltilmesi gerektiği olmuştur:
1. Atatürk'ün çağdaş muasır medeniyetler seviyesine ulaşma vizyonu ardından gelenlerce batılılaşma olarak çarpıtılmış, batı sömürgeciliğine kapı aralamada bir manivala gibi kullanılmaya çalışılmıştır. 2. Atatürk'ün batı karşısındaki tavrı anti-emperyalist duruş ve doğudan bir karşıt denge arayışı iken, kendi beklentilerine dayanak arayanlarca bu kah sosyalizme bir işaret, kah ırkçılığa yakın bir milliyetçilik anlayışı, kah natocu bir batıcılık için dayanak yapılmaya çalışılmış. Yıllar yılı bir Türk genci olarak çok gecikmiş olan bu okumalarımın daha çok başında olsam da en net gördüğüm şey şu oldu ki, yalın tarihimiz bu kadar yakın bir geçmişte olmasına rağmen bize en uzak, anlamakta en zorlandığımız bir tarih dilimini işaret ediyor. Bize hala sıcağı sıcağına temas etmeye devam ettiğinden dışardan bir gözle anlamak için okuyamıyor, bize yüklenmiş yargıların tesiri altında kalmaktan kurtulamıyoruz. Yazara en çok hak verdiğim konulardan biri belki de Atatürk'ün milli mücadele ve bağımsızlık üzerine oturan fikrine en büyük darbeyi indirenler içi boş bir Atatürkçülükle Atatürk'ü adeta putlaştıranların ona ait fikirleri adeta dokunulmaz hale getirmesi olmuştur. Tarihte yaşamış her şahsiyet, hayata gözlerini açtığından itibaren karşılaştığı gerçekler ve deneyimlediği olaylar karşısında geliştirdikleri fikir ve tepkileriyle bir karakter kazandıkları, ve aslında tarihin esas üzerinde durması gereken şeyin bu karakteri ortaya çıkaran olgular olması gerektiğine dikkat çekmek ihtiyacını her fırsatta derinden hissediyorum. Umuyorum milletçe, yargılardan azade anlamak ve analiz etmek ve geçmişi kendimize pay biçmek yerine geleceği şekillendirirken insan fıtratını anlamda bir araç görerek daha çok okur daha çok düşünür, daha mutedil ve muteber bir toplum halini alırız. Toplumsal keyfiyetimizin, bireysel pespaye bir şehvet ve hırsa heba edilmediği, ufkun ötesinde konacak yurt, kurulacak ota arayan gözler misali, muhtelif inanç ve hüviyetlerine rağmen kenetlenmiş bir toplum halini alabiliriz. Zaman zaman göğsümden geçerken gözlerimi yaşartan en samimi dualarımdan birisi benim budur. Romantizmin tesiri altında Don Küşot vari bir ruh halinde değirmenler mızrak vuracağımı sanıp kıkırdaşabilirsiniz. Fakat görebildiğim potansiyel ve olası gelecek manzaralarının bazısı karşı konulmaz bir cezbe kaynağı oluyor. İnsanlık geçmişinde kayıt altındaki onca inanılmaz destan, birlikte hareket edebilen insanların neler başarabileceğinin örnekleriyle dolu değil midir.
Yorumlar
Yorum Gönder