30 Ekim 2010 Cumartesi

Deniz Kurdu / fikrin doğuşu


   İşte Deniz Kurdu'um. Bu projeyi bana her durumda destek olan annem ve babama, amcam Şehabettin'e, başlamamda çok büyük emeği geçmiş olan yakın dostlarım Harun ve Mali'ye,  her fırsatta yanıma koşan sevgili kuzenlerim Yunus Emre, Hakan ve Batuhan'a,  beni hiç yalnız bırakmayan her ihtiyacım olduğunda yanımda olan Taner abime ve mermerci Ahmet ustama ve ilk bu fikri öne sürdüğümde ve sonra da vazgeçecek derece bunaldığımda, inancım zayıflar gibi olduğunda  bana duyduğu güven ve inançla tekrar işe koyulmamı sağlayan, o herşeye kolay halledilir gözüyle bakan, neden olmasın diyen dayım Ersel özkana ithaf ediyorum. 


   Bir tekneye ihtiyacım vardı. 3 sene amcamın sandalı ile adalar etrafında turlamış olsam da bana yetmiyordu. hayallerim daha farklıydı. denizde mücadele etmek, becerimi ve hayal gücü gösterebilmek zor şartların üstesinden gelebilmek, ilginç ve yenilikçi  fikirleri gerektiren durumların üstesinden gelmek istiyordum. Macera yaşamak, denizde hayatımı idame ettirebilmek ve seyir deneyimi yaşamak istiyordum. Bu arzumu yerine getirebileceğim bi tekneye hatta tekne bile değil  beni suyun üstünde taşıyabilecek herhangi bir cisme ihtiyacım vardı.  
  
  Bi keresinde amcamın sandalında kuzenlerimle büyük adaya giderken tenteyi iplerle uygun şekilde tekneye bağlayıp yelken şeklinde kullanmıştım. Kürekleri denge sağlamakta ve tekneyi yönlendirmekte, kıçtantakma motorun kuyruk kısmını da ufak rota düzeltmelerinde kullanarak 1 saatten biraz daha uzun bir sürede  adanın güneye bakan tarafındaki burnuna ulaşmıştık. Yol boyunca ekip halinde çalışmanın tadına varmıştık. Kuzenim yunus emre tentenin önünde gözcülük görevini üstlenmişti. Çünkü pupa yelken giderken tente önümüzü tamamen kapatıyordu.  Kuzenim Handanla  küreklerin başındaydık. Talimatlarımla kürekleri idare ederek tekneyi rotasında tutmaya çalışıyorduk. Serdümenim Hakan da çalışmayan ama yine de biraz olsun dümen görevini görebilen motorun başında  teknenin kafasının rüzgardan kaçmasını önlemeye çalışıyor bize yardımcı oluyordu. 
  
   Arada kıç tarafta ayağa kalkıyor ve etrafı seyrediyorken içimi kaplayan heyecanı tarif edemem. Yalnızca rüzgarın uğultusu ve dalgaların hışırtısı... Kendi düzenlediğimiz yelkenimizle işte suda yol alıyorduk. İnanılmazdı. Motor sesi olmadan birbirimizle rahatlıkla konuşabiliyorduk.  Teknenin etrafında oluşan minik dalgalara baktıkça keyifleniyor  en ufak sözlerde kahkahayı basıyordum. 


   Biliyordum hep. Bana bir yelkenli gerekliydi. Öyle ki moderm bir tekne olmamalıydı. Donanımını ben düzenlemeli istediğim değişiklikleri uygulayabilmeli, hatta tarihte kullanılmış değişik yelken tiplerini deneyebilmeliydim. Bunun üzerine tekne yapma fikri yerleşti kafama. Ama nasıl yapacaktım. Hiçbir fikrim yoktu.  Ne olursa yeterki yüzsün yeter ki suda ilerleyebilsin. 
   
    Üniversite sınavlarında İTÜ  Gemi İnşaatı ve Gemi makineleri müh.'ini  kazandım. Üniversitedeki ilk senem ilk dönemimde, yine kafamda tekne yapma fikri vardı.  Sonra bir gün google'a   ' amateur boat building'  yazdım ve o andan itibaren benim için yeni bir araştırma serüveni başladı.
  
    Karşıma çıkan sitelerden etkilenmiştim. kendi çabası ile tekne yapanların yönlendirmeleri ,açıklamaları... Ben de bölece kendi teknemi yapabileceğime inandım. Epoxy hakkında geniş çaplı bilgiye ulaştım. Uygulamaları inceledim. Yapılan projeleri inceleyip bi kısım çizimlere ulaştım. Artık kafama koymuştum. Kendi teknemi yapacaktım. 
    
    
   Karar vermek ve hayalini kurmak farklı şeyler. Onları gerçekleştirmek için yola koyulmak farklı bir şey. Kararı verdim ama hiçbir fikrim yoktu nabacağıma dair.  Bir yandan araştırıp öğrenirken bir yandan para biriktirmeye bir yandan da kendi teknemde aradığım özellikleri düşünmeye başladım.  Şunu biliyordum. Yapılmış çizilmiş tekneler bana yeterli değildi. Bana farklı bir şey lazımdı. Tamamen bana ait olmalı. Yapabileceğim bişey olmalı.. Benim o zaman kadar ahşap işliği üzerine çıtalardan çivileyerek yaptığım kılıçlar dışında bir deneyimim yoktu.  Gerekli alet edavattan matkap dışında hiçbirini o zamana kadar kullanmamıştım. 
   
   Biliyordum teknemin formu çok basit olmalıydı. Çok basit. Yalnızca iki yüzey ve eksenli bükülen yüzey. Birbirine paralel düz çizgili postalar. İşte bu sınırlar içinde yapabileceğim en iyi formu çıkarabilmek  için 3 ay derslerde çizgiler çizdim.  İşte bu şekilde başladım kendi teknemi inşaa etme macerama.  Yapabileceğimden emindim her zaman. Nasıl olursa olsun yüzdürecektim.  Ne şekilde olursa olsun denize de inecekti. Omuzlarımda bile taşırdım.  sahilde dedemlerle otururken ben elimde kağıtlarda bişeler karalayıp hesaplar tutarken tekne yapmayı planladığımı öğrenenler hoş bir hevesin peşinde olduğumu düşünerek ciddiye almadılar pek. Teknem için hazırladığım 8 postanın çıtalarını gören amcam 'bunlarla nasıl  bi tekne olacak çok ince değiller mi' demişti.  dedem derslerimi olumsuz etkilemesinden  çekindiğini söylerken annem nolursa olsun  üstüne düşmem gerektiğini başarabilirsem harika olacağını başaramassam da hevesimi almış olacağımı düşünüyordu.  Dayım öğrendiğinde ise harika dedi.. Hemen başla. Ben gerektiğinde yardımına gelirim. Yaparsın sen biliyorum dedi..  Dostlarım öğrenince  üniversite sınavından sonra yanındayız bizsiz başlama sakın dediler.. Ve ben de işte öle hayallerimi gerçek çizgilerle birleştirmeye başladım...  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder