1 Aralık 2010 Çarşamba

Deniz Kurdu - iskelet bitti ne yapacağız şimdi ?

    Teknenin iskeleti bitmiş sayılırdı ufak tefek ayrıntılar dışında. Peki şimdi ne olacaktı ? Bir dönüm noktasına daha varmıştım. Dayım söz vermişti elbet, pencereyi söküp tekneyi birlikte indirecektik. Peki ama tekneyi dışarı çıkartsam da nereye götürecektim. Yapmaya başlarken her şeyi göze almış, karartmıştım gözümü.. Ama şimdi  önümde tüm gerçekliği ile çözülmeyi bekleyen bir problem vardı. Yer yoktu ki hiç. Arka arsadaki bize ait boş köşeye çadır kurmayı planlamaya başlamıştım. Yalnız, üzerinde düşündükçe o kadar da basit olmayacağını fark etmiştim. Ne ebatta olacaktı ki. Çalışmaya yer kalmayacaktı doğru düzgün.. Hırsızlığa karşı nasıl önlem alacaktım.. Ehh ! diyelim tekne bitene kadar ben de bi kenarda yatacak yer açtım.. ama nasıl olacaktı.. Of ! nereden bulaşmıştım bu maceraya.. İşte başka seçenek de var mı ?  var tabi.. teknenin kaplama bloklarını monte etmeden hazırlardım üst katta yine.. Her malzemesi hazır olurdu sonra indirirdim.. Kısa sürede hazır parçaları montajlardım..  daaa...
   İşte o kadar kolay değildi. O zamanlar tabi bilmiyordum da o beni bekleyen işlerin nasıl da göründüğünden kat be kat daha ayrıntılı daha yorucu daha vakit isteyen daha çok özen isteyen, daha çok el işçiliği isteyen kısımlar olduğunu.. Nereden bilebilirdim ki ? Hayatımda hiç bir tekne hatta gerçek bir maket bile yapmaıştım ki. Hatta elime elektrikli testere bile almamıştım o zaman kadar.. Bilemezdim...
   O aralar nasıl da içim daralıyordu.. İçinden çıkamıyordum. Umutsuzluk kapımda kol gezmeye başlamış her an içime sızmak için fırsat kollarken bir gün yine karşı daireye teknemin yanına vardım.. Onu bir süre öylece izledim.. Her bir köşesini, her bir parçasını dikkatle süzdüm.. Onu seyrederken nasıl başladığım, bu zaman kadar ne hayaller beslediğim, tekneyi tasarlarken ne kadar uğraştığım,  malzeme alacak parayı denkleştirebilme çabam, arkadaşlarımla nasıl yaz boyu ter döktüğüm canlanıyordu.. Bu arada tüylerim de ürperiyordu. Ensemden vücuduma yayılan elektriği hissediyordum.. Dışarı çıktığımda gökyüzüne bakıp içimi çektim. Bu yola koyulurken de elimde bir şey yoktu. Yalnız rabbime güvenmiş besmelemi çekip işe koyulmuştum. yalnız ona güvenmiştim. Bu tekneyi yapacaktım. Bir şekilde bitirecektim. Ne yapmam gerekiyorsa yapacaktım. Elbet Rabbım bana bir yol gösterirdi..
      Aradan birkaç gün geçti. Babannemler amcamlar bizim eve gelmişlerdi. Arada amcam bana tekneyi sordu nasıl gidiyor diye. Durumdan bahsettim. O sırada babannem bana sevindirici haberi verdi. 20 senedir apartmanın altındaki dükkanda kaportacılık yapan  Cengiz ustalar dükkanı bir iki hafta içinde boşaltacaktı. Dedem bana bırakacağını söyledi dükkanı. Orada teknemi bitirebilecektim. Artık bir atölyem vardı. Çok şükrettim.
     Gecikmeli olarak dükkanı boşalttıkları zaman, dayımı çağırdım. Birlikte arkaya bakan büyük pencereyi söktük. Amcam yukarı terasa çıkıp ip sarkıttı. O ipi teknenin salma kasasına bağladım ( teknenin en dayanıklı kısmı ), başka bir ipi de kıç postaya bağlayıp ipi kendim aldım. 30 kilo adar ağırlıktaki iskeleti sorunsuz bir 5 kat aşağı indirdik. Görülmeye değerdi. Komşular noluyoruz diye pencerelere çıkmış bizi seyrediyordu.. Tabi 4. katın penceresinden garip bir ahşap yapı dışarı sarkıtılmıştı.
   O günden kalan hatıra kırık bir cam oldu karşı dairede..
   Resimleri kurcalarken bazı resimlerin kayıp olduğunu fark ettim. O günden kalan tek fotoğraf da bu..
   O gün yeni atölyeme taşındım. Eşyalarımı indirdim, tezgah kurdum ( eski salon masasının ayağı ). Tekneyi içeri aldım..


   Atölyede tekne üzerinde yaptığım ilk iş bir omurga eklemek oldu. teknenin omurgası yoktu aslında. Ama amcamın dikkat çekmesi ile bir omurganın şart olduğunu ben de fark ettim. Ve postalar arasında tahtadan kestiğim parçaları uygun şekilde yontarak epoksi macunla yapıştırdım.

  İşlem bittiğinde sağlam bir omurgam olmuştu. Gerekli şekilde iskeleti destekledikten sonra üzerinde yürüyebiliyordum.
     Bundan sonra önümde 2 sene vardı, ama benim bundan haberim yoktu. Yaza kadar bitirebileceğime inanarak şevkle çalışmayı sürdürdüm. Bundan sonra sırada dış kaplamalar vardı. Artık kontrplak almak vakti gelmişti. İlk işim gidip suya dayanaklı kontrplak satın alabileceğim bir yer bulmak oldu. Ve amcamın kamyonetini alarak Taner abimle ilk kontrplak plakalarını getirdik. Çok heyecan vericiydi. Kendimi imalatçı gibi hissetmiştim kontrplakları dükkana dizerken..     (H)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder