15 Kasım 2010 Pazartesi

benim hayatım

    Saat akşam 9 civarı... Gecenin karanlığında idealtepe tren istasyonuna çıkan merdivenleri düşüncelere dalmış halde seri adımlarla çıkıyorum. Neden bilmem düşünceler yine olumsuz, canım sıkkın. Merdivenlerden çıkıp alt geçide doğru yürürken yanından geçtiğim bir teyzemin yanındaki büyük bir bavul ve tıka basa dolu pazar arabası ile parmaklıkların yanında dikilip etrafını seyretmesi dikkatimi çekiyorsa da pek üstünde durmuyorum. Her zamanki hızlı adımlarımla kafam yine başka yerde yoluma devam ediyorum..

   Sonra birden kafamdaki düşünceler dağılıyor ve o teyzemin bu saatte orada o koca bavul ve pazar arabası ile ne bekledğini merak ediyorum. Aklıma ilkin bir yakınını beklediği geliyor. O bavulu pek de kendi başına oraya çıkartamamış olmalı. Çok ağır görünüyor. Ama, birisi de gelecek gibi değil. Gelirken etraf boştu. Çevrede bi kaç yabancı yolcudan başka o teyzemle ilgisi olabilecek kimse bulunmuyordu. Belki bir saniye bile sürmeyen bu muhakemeden sonra teyzenin çok büyük bir ihtimalle yardıma ihtiyaç duyduğunu düşündüm.. Ya da belki de hissettim sadece...

     Aniden durup geri döndüm. Ben durunca garipçe bana baktı. Yaklaştım ve 'yardıma ihtiyacınız var mı?'  diye sordum. Gülümseyerek yüzüme baktı. Teşekkür edip yüklerini altgeçidin öbür tarafına geçirmesi gerektiğini ama deminki birkaç basamağı bile ancak çıkabilidğini ve yorgunluktan takatinin kalmadığını söyledi. Sorun değil diyerek büyük bavulu yüklendim. Gerçekten ağırdı. Bunca yükü oraya nasıl getirebildiğini merak ettim. Bavulu karşı tarafa geçirip teyzenin merdivenlerden indirdiği pazar arabasını da alıp karşı tarafa geçirdim. Yüzündeki mutluluk bana da yansımış olmalı. Kafamdaki olumsuz düşünceler tamamen dağılmıştı. Evine kadar nasıl gideceğini sorduğumda hemen ilerideki binada oturduğunu kalan yolu gidebilceğeini söylerek tekrar tekrar teşekkür etti..
    Vedalaşıp ayrıldık. O evine doğru yola koyulurken ben de istasyona yöneldim. Trenin gelmesini beklerken ve bir arkadaşla bir iki mesajlaştıktan sonra ara verdiğim, ne hakkında bile olduğunu hatırlayamadığım düşüncelerim tekrar merhaba diyerek zihnime bir güzel kuruldular. Tekrar iç dünyamın çalkantılı denizlerinde kaybolmaya başlarken bu olayı da unutmuştum tamamen. Taa ki birkaç ay sonra bu gün  hatırlayana kadar...
   Düşünüyordum.İnsanları sevmenin, onlara değer vermenin, onlarla ilgileniyor olmanın, dertlerini dert edinmenin ne demek olduğunu. Ne kadar yakınlık gösterirsen o kadar uzak kaldığını görmenin nasıl olduğunu. Gerçekten sevdiğinde, yardımcı olmak için samimiyetle uğraşmanın ve bunun karşılığında vefa bile beklemiyor olmanın nasıl bir şey olduğunu..  Bir pencerenin arkasından etrafı seyretmek gibi..  bunları düşünürken hatırladım o akşamı.. Farkettim ki, insanın çevresiyle ilgilenmesi, gözlerini kendisine dikip de etrafındaki gözleri de üstünde toplamasından evlaymış. Kimilerimiz pencerelerin arkasından etrafı seyredip önünü göremeyecek durumda olanlarla,  görsede elinden gelen birşey olmayanları kollayabilmeli.. Neden ne gerek var ki ? değil mi buna.. Hayat benim hayatım onlarınki de onların.. Öyle hayat senin hayatın. Bu da benim ki..

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder