23 Kasım 2010 Salı

orsalabandaa !..

Hafif fırtınalı bir akşam. Yağmur yağıyor şakır şakır. Rüzgar çatıdaki kiremitleri tıkırdatıyor. Sesleniyor annem; "çamaşırlar toplanmış mıydı balkondan ? ". Hayır tabi ki çamaşırlar balkonda rüzgarla cebelleşiyor olmalıydı.




Fırladım çıktım balkona. Soğuk rüzgar kapı açılınca deli gibi içeri doldu. Soğuğun içine atıldım yüzüme vuran yağmura aldırmadan. Soğuk içime işledi ama ben severdim böylesini. Her zamanki gibi içimde coşku duydum. Huzur ve coşku birlikte fırtınalı havalarda beni bulurdu hep nedense.
....
  Yağmurlu ve sert havalar sanki meydan okuma gibi gelir bana. Çocukluğumda kardeşimle oynadığımız oyunlar aklıma gelir. Fırtınayı karşılamaya hazırlanan gemideki mürettebat gibi hissederim kendimi. Coşarım içten içe. Unuturum geride bıraktıklarımı. Sadece rüzgarın içime işleyen soğukluğu ve ıslanmakta oluşum vardır hissettiğim. Kararlılıkla dalgalara göğüs geren bir gemiyle empati kurarım belki de. Hoşuma gider her zamanki kaygılardan sıyrılmak. Teslimiyet ve kararlılıkla devam etmek. yapman gerekeni serin kanlılıkla yapabilmek. Denizciliğin en sevdiğim yanı, belki de denizi bana sevdiren buydu. O an pek çok şey umursanmaz olur. Alelacele toplanan çamaşırları umursamadan kapıdan içeriye fırlatıp atmak gibi.. Mandalları toplamaya uğraşmaz sadece çabucak işini yapmaya odaklanırsın.


   Gökyüzü kapanır ya fırtına gelirken.. rüzgar şiddetini arttırmaya başlar. Bilirsin fırtına gelir. Sanki ayrı bir kokusu vardır fırtınanın. İçten içe hissedersin, geleceğini bilirsin. Yaradanına sığınır ve hazırlıklara başlarsın. Korku olmaz içinde, çünkü denizcisindir, denizdesindir. O senin sevdiceğindir. Nazını çekmeye hazırsındır. Korkunun faydası yoktur. Alacağını da alacaktır nihayetinde. Teslim olursun, elindeki tek dayanağını, gemini olabildiğince korumak için çabalarsın. Ona sıkıca sarılır, onu gözlersin. Dalgaları aşarken tepkisini ölçersin. Nasıl davrandığını bilirsin aslında; teknenin nasıl davranacağını da. Yelkenlere önce camadan vurursun. sonra bakarsın rüzgar çok şiddetli o zaman yapacak bir şey yoktur yelkenlide. Orsalabanda eğlenmek kalır..


  Çocukluğumda yaşadığım evin balkonu bir buçuk metre genişliğinde 18 metre kadar uzunlukta  dairenin bir başından bir başına kadar uzanırdı. Arasında da iki kiriş çıkıntısı vardı. Oturak olarak kullanılırdı. Mermer kaplıydı balkon baştan başa. Böyle rüzgarlı, fırtınalı havalarda balkondaki çamaşır iplerine ve sandalyelere, sofra örtülerini mandallayarak yelkenler yapardık. Kardeşimle gemi yapardık balkonu. Fırtınayla boğuşurduk..  
Dalgalar pruvamızdan aşar, yelkenlerimiz kopar, oradan oraya savrulurduk.. Bazen de sadece yelkenleri seyreder düşünürdüm kendimce. Kimi zamansa balkonun en başına geçerdim dümeni kardeşime bırakıp. O anda öyle ki gerçekten önümde uzanan koca bir deniz ve yaklaşmakta olan dev dalgaları görürdüm o bulutların örttüğü gökyüzünün loş aydınlığında. Dalgaların tepesinde bir aşağı bir yukarı iner çıkardım.  Rüzgarın selvi ağacının yapraklarında çıkardığı hışırtıda, ben pruvada patlayan dalganın sesini duyardım. dalgalar meydan okurcasına geldiği zaman üzerime doğru, arkama döner haykırırdım; "sıkı durun çocuklaaarr ! büyük bir dalga geliyor.. Yelkenlere hakim olun !".  Gemim dalgaya girerdi, Üstümden aşardı sular.. herkes bir tarafa savrulurdu. Elden kaçan yelken ipleri yeniden abranır ve rüzgar yine yakalanır, bir tehlike daha atlatmanın verdiği rahatlık ve  daha çok dalga aşacak olmanın kararlılığı ile önümüze bakardık.  Daha pek çok macera yaşardık elbet. Korsan saldırıları, ıssız adalarda keşifler. Çocukken oyunlar filmleri aratmaz, PC oyunlarına pabuç bırakmazdı. En güzel yanı da çocukken onları gerçekten yaşardık  :))


   Orta okulda da Knex'lerden yaptığım gemilerim vardı. Rüzgarlı günlerde yelkenlerini test ederdim. farklı tip yelkenlerin nasıl çalıştığını, rüzgarla nasıl dolduğunu incelerdim. Yaptığım en büyük Knex gemi bu resimdeki. Çok eski arkadaşım Oğuzhan'ın ve kuzenim Yunus Emre'nin de Knex'lerini benimkilere katması ile ortaya çıkarmıştık, üstelik sonra yüzdürmüştük de. Knex'lerden yüzen ilk gemiydi. Niçin bu rüzgarlı günleri bu kadar sevdiğim belli aslında ya. Çünkü en güzel hatıraları canlandırıyor benim için. İçinde pek çok duyguyu barındırıyor. Heyecan, huzur, teslimiyet, mücadele, kararlılık, coşku, ve dehşet de... Ama günlük güneşlik havaların yeri ayrıdır. O günlere haksızlık etmemek lazım :)


       daha sonra bu gemiye ne mi oldu.. Her şeyin bir sonu vardır ne yazık ki, onun da sonu denizde batmayan her gemi gibi yavaş yavaş sökülmek oldu.. Bir kaç sene kitaplığımın üstünü süsledikten sonra artık Knex'ler başka şekillerde hayat bulmalı diyerek...


  :))

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder